marksizm-leninizm ne demek?

Marksizm-Leninizm

Marksizm-Leninizm, 20. yüzyılda ortaya çıkmış ve Marksist teorinin Vladimir Lenin tarafından yorumlanıp Sovyetler Birliği'nde uygulanmasıyla şekillenmiş bir ideolojidir. Temelinde, Karl Marx'ın tarihsel materyalizm ve sınıf mücadelesi teorileri yer alır. Ancak Lenin, bu teorileri emperyalizm çağında ve özellikle Rusya gibi geri kalmış bir ülkede devrim yapma amacıyla yeniden şekillendirmiştir.

Temel İlkeler:

  • Diyalektik Materyalizm: Marksist felsefenin temelini oluşturur. Evrenin sürekli bir değişim ve gelişim içinde olduğunu, bu değişimin maddi koşullar ve çelişkiler yoluyla gerçekleştiğini savunur.

  • Tarihsel Materyalizm: Toplumsal gelişimin temelinde üretim güçleri ve üretim ilişkilerinin yattığını, bu ilişkilerin zamanla değişerek farklı toplumsal formasyonları (köleci, feodal, kapitalist vb.) ortaya çıkardığını ileri sürer.

  • Sınıf Mücadelesi: Tarihin itici gücünün, farklı sınıfların (ezilenler ve ezenler) arasındaki çatışma olduğunu savunur. Kapitalist toplumda bu çatışma, işçi sınıfı (proletarya) ile burjuvazi arasındadır.

  • Emperyalizm: Lenin'e göre, kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Bu aşamada, büyük tekeller ve finans kapitali dünyayı paylaşır ve sömürgecilik yoluyla geri kalmış ülkeleri baskı altında tutar.

  • Proletarya Diktatörlüğü: İşçi sınıfının (proletarya) devrimi gerçekleştirdikten sonra kurması gereken geçiş dönemidir. Bu dönemde, eski düzenin kalıntıları temizlenir ve sosyalist bir toplumun temelleri atılır.

  • Öncü Parti: Lenin'e göre, işçi sınıfı kendiliğinden devrimci bir bilinç geliştiremez. Bu nedenle, devrimci bir öncü partinin (genellikle komünist parti) işçi sınıfına önderlik etmesi ve devrimi örgütlemesi gerekir.

  • Devletleştirme: Üretim araçlarının (fabrikalar, topraklar vb.) özel mülkiyetten çıkarılarak devletin kontrolüne geçirilmesi.

  • Merkezi Planlama: Ekonominin devlet tarafından merkezi olarak planlanması ve yönetilmesi.

Eleştiriler:

Marksizm-Leninizm, uygulamada otoriter rejimlere yol açtığı, bireysel özgürlükleri kısıtladığı, ekonomik verimsizliğe neden olduğu ve çevre sorunlarına yol açtığı gerekçeleriyle eleştirilmektedir. Ayrıca, teorik olarak da, insan doğasının karmaşıklığını yeterince dikkate almadığı, sınıf mücadelesini abarttığı ve tarihin deterministik bir şekilde ilerlediği varsayımının yanlış olduğu savunulmaktadır.